Oksijen ve Kedi Balıkları



Ülkemizde beslenen kedi balıklarının sayısı arttıkça suda çözünen oksijen miktarının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Özellikle bol akıntılı nehirlerde yaşayan birçok kedi balığı için daha da önem kazanan bu noktadan bahsetmek istiyorum.

Balıklar solungaçları vasıtasıyla sudaki oksijeni doğrudan alarak solunum yaparlar. Akvaryumlarımızdaki su, su sıcaklığına ve kimyasal kompozisyonuna uygun miktarlarda oksijeni barındırır. Örneğin yüksek su sıcaklıklarında suda daha az miktarda çözünmüş oksijen bulunurken, balıklar daha fazla oksijene ihtiyaç duyacaktır. Yani böyle durumlarda tanka sağlanan ek havalandırma hayati önem taşır. Tuzluluk durumu da suyun oksijen içeriğini etkilemektedir. Tatlı suyu tuzlu suya göre daha fazla oksijen barındırır.

Oksijen suya atmosferden, rüzgar ve dalga hareketiyle ve fotosentez sayesinde dahil olur. Doğadaki rüzgar ve dalga hareketinin suya sağladığı oksijeni akvaryumlarımıza hava taşları, kafa motorları ve filtreler vasıtasıyla sağlıyoruz. Su hareketinin olmadığı bölgelerde bu ekipmanlar suda hareket sağlayarak oksijen oranını arttırırlar. Fotosentez esnasında bitkiler ışığın açık olduğu gündüz saatleri boyunca sudan karbondioksiti alıp ortama oksijen sağlarken, ışıkların kapandığı gece saatlerinde ise oksijeni tüketip karbondioksit verirler. Bunun yanında bitki ve balıklardan gelen organik atıklar da oksijeni azaltmaktadır. Çürümüş bitki yaprakları da ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Yani düşünülenin tersine bitkili tanklarda bitkilerden tanka bol miktarda oksijen sağlanırken, aynı bitkilerin geceleri bu oksijeni azalttığı da hesaba katılmalıdır. Çok sayıda bitkinin bulunduğu tanklarda balıkların davranışları gözlenerek akşamları ek havalandırmanın devreye sokulması düşünülmelidir. Bir diğer değişle bitkili akvaryumlarda özellikle geceleri ve alacakaranlıkta suyun yüzeyinde nefes alma davranışları görürseniz ilk düşünmeniz gereken solungaç kurtları değil, oksijen yetersizliği olmalıdır. Daha yüksek oksijen yetersizliği vakalarında ise toplu ölümler gerçekleşir.

Bazı akvaryum ilaçlarının prospektüslerinde ilacı kullanırken havalandırmayı arttırmamız tavsiye edilir. Bunun nedeni ise bu kimyasalların da aynı organik atıklar gibi sudaki oksijeni azaltmasıdır. Organik atığın fazla miktarda olduğu, su değişiminin gerekenden az yapıldığı bir akvaryum düşünün. Bir hastalık durumunda ilacın karantina tankında değil de burada kullanıldığını ve ilave havalandırmanın da yapılmadığını farzedersek, bu durumda balıklar ilaçtan yararlanacağına oksijen yetersizliğinden ötürü çok daha kötü bir duruma gelecektir ve belki de iyileşecekleri yerde kaybedileceklerdir. Sonuç olarak tedavi sırasında ek havalandırmanın gerekliliği kadar tedavi bittikten sonra suda kalan kimyasalların temizlenmesi için üst üste birkaç gün boyunca su değişimi de yapılmalıdır.

Özetleyecek olursak; su sıcaklığı ve tuzluluk oranı, akvaryumun yüzey alanı, bitkilerin fotosentezi ve sudaki hareket oksijen miktarını etkiler. Eğer daha akvaryumu ilk kurulum aşamasından düşünecek olursak pek çok kedi balığına uygunluğu nedeniyle olabildiğince geniş bir yüzey alanına sahip akvaryumlar seçmek avantajlı olur. Bu sayede hem kaya ve kütüklerle yeterli sayıda mağaralar oluşturabiliriz hem de suyun oksijenlenmesini kolaylaştırmış oluruz. İkinci olarak “balıkları rahatsız etmeyecek güçte” bir filtre ya da kafa motoru ilave etmemiz tankımızda bitki olsun ya da olmasın balıkların oksijen gereksinimlerini karşılayacaktır. Bitkili tanklarda ise karbondioksit kaybı yaşamamak için çok ufak bir iç filtre ya da kafa motoru tabana yakın biçimde çalıştırılabilir böylece alt kısımlarda su hareketi sağlanarak hem ölü bölgelerin oluşması engellenir hem de bitkilerin sudaki besinlerden faydalanması sağlanır. Genel bakım anlamında ise düzenli su değişimlerinin yapılması, suda oksijeni tüketen organik atık miktarını sürekli biçimde azaltacağından genel anlamda oksijen bakımından çok faydalıdır.

Yazan: Gülay Baran